
Kitabı elime alınca geçen yaz okuduğum Çulluk romanı geldi Mahmut Yesari’nin. Kitabın başında yine adının nereden geldiğini anlatan bir bölüm yer alıyor. Hemen ardından ise olaylar gelişmeye başlıyor.
Hacer adında bir hayat kadını İstanbul’da bir orada bir burada sürterken günün birinde annesinden mektup alıyor: mektupta babasının öldüğü ve miras işlemleri için memleketine dönmesi salık veriliyor. İstanbul’daki hayatından sıkılan ve elinde avucunda bir şeyi olmayan Hacer de kendisine öğüt veren polisi, mamasını vs. dinleyerek köye dönmeye ve namuslu bir hayat yaşamaya karar veriyor.
Ancak daha kendisi köye dönmeden haberi gidiyor. Köyde hiç tanımadığı bir akrabası ile eski sancak beyi paşa torunu arasında silahlı yaralama olayı yaşanıyor. Sebebi belli: paşa torunu Hacer hakkında ileri geri konuşmuş, Bekir Efe’nin halasının kızına Fahişe demiş, eski kırığı olduğunu iddia etmiş; Bekir Efe de çekip Mehmet’i vurmuş. Hacer bunları öğrendiğinde Şehirde Güzelce Otel’de kalıyordu ve bu ismini bile duymadığı insanların kendisi için böyle bir şey yaşamış olmalarına anlam veremiyordu.
Hacerin namusunu koruyan bir başka isimse kasabanın Jandarma komutanı Teğmen’di. Teğmen kendisine verilen takibat görevini yapabilmek için (Hacer’in namuslu yaşadığına dair raporlaması sonucunda vesikasının kaldırılması görevi) Hacerle ilgili dedikodu yapanları kahvede susturmuştu…
Hacer kasabada hiç kıvraklık yapmamış olmasına rağmen birçok kişiyi peşine takmıştı ancak gönlünü bu jandarma teğmenine kaptırmıştı. Kitabın sonunda ne mi oldu? Onu da siz okuyun öğrenin 🙂