Kâbus

Mehmet Rauf’u okudukça daha da sevmeye başladım. Eylül’ü okurken çok sıkıldığımı hatırlıyorum, ancak Kâbus romanı hiç de sıkıcı gelmedi. Nedendir bilmem kurguladığı bu roman oldukça ilgi çekiciydi ve sürükleyiciydi, bir oturuşta okuyup bitirdim.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 5’inci yılı yani 1928 yılında İkdam gazetesinde 30+ bölüm halinde yayımlanan bu kitapta birey merkezli psikolojik anlatımlı ve bol bol gerilimli bir aşk ve ihanet öyküsü yer almaktadır…

Aziz Nihat ve Nigar yaklaşık 5 yıl önce severek evlenmişler ve 1 de çocukları vardır. Son zamanlarda Aziz Nihat karısının kendisine soğuk davrandığından işkillenir ve karısının hareketlerini takip etmeye başlar. Bu hareketlerden birisi karısının sabah kalktığında kendisini uyandırmaması olmuştur. Bir sabah uyandığında karısını cam önünde dışarıyı seyrederken bulur, bir gün karısının cama yüzünde değişik bir ifadeyle gittiğini görünce kendisi de cama gider ve karşı binadan oldukları camı inceleyen bir genci görür…

O anda beyninden vurulmuşa dönen Aziz Nihat bunu anlamlandırmaya çalışır, okuduğu onca farklı kültüre ait kitaplarda geçen ilişkileri sorgular, kah Afrika’daki kabilelerde geçen ilişkileri gözden geçirir, kah modern evlilik kavramını irdeler. En nihayetinde sadece kendisine ait olması gereken karısını delice bir kıskançlıkla takibe başlar…

Kitabın en nihayetinde kendisini aldattığına emin olan Aziz Nihat Karısını boğarak öldürür. 100 yıl önce yazılmış bu eseri günümüz feminist bakış açısıyla değerlendirmek abes kaçar elbette. O nedenle sjw/woke tayfadan olan feminazilere tavsiye etmiyorum bu kitabı, aklı başında insanlar ise mutlaka okumalılar.

Leave a Comment