
William Shakespeare’in en bilinen tiyatro eserini sonunda okudum. Zaten televizyonlarda, skeçlerde, birçok dizi ve filmde bolca alıntılanan bir eserdir Romeo ve Juliet.
Birbirine iki düşman ailenin çocukları olan Romeo ve Juliet’te şahsen öyle pek önemli diyebileceğim bir aşk öyküsü göremedim.
Romeo daha oyunun başında birisine aşıktır, arkadaşının sözüyle düşman ailenin balosuna gider Juliet’i görür ve aşık olup kendisini süründüren diğer aşkını çabucak unutur. Juliet de iki güzel söze anında kanar. Gerçi Juliet’in bu tavrını “çocukluğuna” vurabiliriz çünkü 14 yaşındadır daha. Annesi ise Juliet’i 14 yaşında doğurmuştur. (Orta çağ için gayet normal yaşlar olabilir bu.)
Karanlık orta çağdaki İngiliz kültürünü burada tartışacak değilim. Esere dönecek olursam aslında pek söylenecek şey yok, finalinde ölüyorlar işte, bu ölümler iki düşman ailenin barışmasına aracı oluyor.
Çevirmen Özdemir Nutku’ya değinmek istiyorum asıl, çok güzel bir iş çıkarmış, oyundaki lirikliği çok iyi bir biçimde Türkçeye aktarmış.